yıldız's profile YILDIZPhotosBlogLists Tools Help

Blog


    CAHİLDİM, DÜNYANIN RENGİNE KANDIM

    Denkleme bakın hele:
    ‘’Asaf’ın miktarını bilmez Süleyman olmayan
    Bilmez insan kadrini alemde insan olmayan.’’
    Söz: Ziya Paşa… Beste: Kazancı Bedi… Söyleyen: Müslüm Gürses…
     Gel de akıl erdir bu denkleme.
    Gel de sözün içinden çık, gel de müziğe boyun yetişsin, gel de Müslim’e ‘müslüm’ deme…
    Bir de düşün, tek bilinmeyenli denklemleriz biz.
    Ötesi bize müşkül gelir, ötesi bize haram, ötesi bize uygunsuz.
    Tek bilinmeyenli denklemleriz ve tamamen o nedenle ve tamamen öylece
    ve tamamen kendi bildiğimiz gibi çözeriz düğümü.
    Kendi bildiğim gibi seviyorum gördüklerimi, kendimi bildiğim gibi, kendimi bildiğimden beri.
    Ötesi düşman sınırlarına dalmak, ötesi geçilen sınırlardan bir tutam saçla dönmek,
     ötesi geri dönüşümüzü bekleyen sevgili, ötesi bizi özleyen topraklar…
    Özlemek, namluya sürülmüş kurşun.
    Kimi vuracağı belli değil ağızdan çıkan sözün, siperden fırlayan aşkın, yoldaşıma bıraktığım mektubun
    ve ben ölürsem bu savaşta, ben ölürsem savaşarak, oğluma verin silahımı.
    Kasketim düşman eline kalmasın. Ve avuçlarında sıkarak künyemi, yurduma getirsin benimle savaşan.
    Biz tek bilinmeyenli denklemiz ve koşarız ikiye, üçe, dörde.
    Her vardığımız yerde yeni bir düğüm bekler aşkımızı.
    Düğümü çözmek kolay… Vur kılıcını geçsin.
    En kötüsü sevgiliden kalan düğüm. Bir düello çözebilir belki her şeyi.
    Fakat, ya Cemal’in dediği doğruysa:
    ‘’ Bir düelloda
    Daha büyük bir şey vardır
    Ve daha acıdır bu
    Ölümden de ölüm korkusundan da
    Bakarsın dün en güvendiğin kişi
    Karşı tarafın şahidi olmuş
    İşte acıdır bu da
    Ölümden de korkusundan da
     
    Daha acısı vardır ama
    O da sevdiğin kadının
    Karşı tarafı ziyaret etmesidir
    Bu bir nezaket ziyareti de olsa
    Düello gerçekleşmemiş de olsa
    Acıdır bu
     
    Ondan da ondan da
    Daha da acısı
    Kılıcın elinde
    Alnında bir tutam güneş
    Kalakalıyorsun ortada’’.
     
    Ya dediği doğruysa Cemal’in; öyle kılıcın elinde, öyle alnında bir tutam güneş, tek başına meydanda,
    haydi ekle buna gönül yarası, haydi ekle bıçakların açmadığı bir ağız, ekle çökmek üzere olan iki diz, iki omuz…
     
    Biz ne ihanetler gördük, ne yaralar ezberledik, yazsan ayıp, yazmasan günah.
     En iyisi bir şeyler içmek, en iyisi durmak orada, bir yere gitmemek
     Gördüklerim bir ülke olur zaten, yaşadıklarım bir iklim, sustuklarım yağmur.
     Kendimi kapının girişine çakıyorum.
    Yorgun ceketler asılsın üstüme, mushaf çantaları asılsın, gökten indirilen kurbanlık koç asılsın,
    veresiye satan ile peşin satan asılsın, karınca duası, ekmek parası, sandal ağacından çifte asılsın…
    Bir çivi gibi paslı, bir çivi gibi düz, bir çivi gibi merhametsiz çakıyorum kendimi duvara.
    Sadece çivi olan bir çivi bile ne çok işe yarıyor, düşünsene.
    Bir işe yaramaya karar verdim. Kavganın bir yerinde sadece bir çivi.
    Başka bir duvardan sökülüp, sonra düzeltilip, sonra getirilip buraya çakılmış olsam da,
    ne mutlu bana ki, sadece bir çiviyim.
    Ve yine ne mutlu bana ki, derme çatma bir gecekondunun en dirençli, en kavgacı, en sivri parçasıyım.
    En ‘düz’üyüm şu eğri dünyanın. Her gecekondu çivilerden bir saray…
    Dahası artakalan birkaç çivide duvara nakşeder varoşların aklını.
    Çak beni hayatına ve getir üstüme karınca duası as, getir üstüme aynayı tak ve saçlarını tara taşıdığım aynaya bakarak. İnsan savaşa giderken yakışıklı olmalı, güzel olmalı kadınlar bir silaha dokunurken.
     
    Ben yoksulluğun kalbine çakıyorum çiviyi. Ben senin kalbine çakıyorum kendimi.
    Mahcup, iğreti, dışlanmış, öteki; fakat bir o kadar asi, bir o kadar düz, bir o kadar direngen ruhum.
     İşte söylüyorum, konuşuyorum işte, sonra susacağım işte; bizim sevgimiz çeliktendir, kaportadır bizim sevgimiz, yarısı kırık aynadır, gres yağıdır, üstübüdür, çatlakları boya dolmuş avuçlardır.
    Gözümüzü ve sonra saçlarımızı yakar uzaktan sevmeler.
    Ben kalbinin ortasına çakıyorum kendimi. Söksen beni duvardan, bu ev çöker.
     Bu mahalle yanar. Bu kent alt üst olur.
    Söksen beni, sende sökülürsün. Söksen beni alfabe ‘Z’den başlar.
    Roma’yı yakarız her gece ve her sabah yine biz kurarız sokakları, caddeleri, meydanları.
    Bak öyle bir seviyorum ki insanlığı, öyle bir seviyorum ki , yüz Roma’ya bedel, yüz Paris’e, yüz Kazablanka’ya.
    Bir söksen beni, dünyanın çivisi çıkar.
    Bir söksen her yer Sibirya, her yer kutup, her yer buzul çağı.
    Sen varsan bu kavga  bizi ısıtacak,  bizi yakacak güneş.
    Sen varsan, ben duvardaki paslı çivi.
    Ne çok işe yararım bir bilsen, bir pankart gibi odanın böğründe, bir slogan gibi anlatırım yoksulluğu,
    bir yumruk gibi sıkarım aşkı.
     Ah bir bilsen, aşkın suyu çıkar.
    İdris ÖZYOL

    Comments

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
    yıldız has turned off comments on this page.

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://yildizdaglar.spaces.live.com/blog/cns!6DBD468B277F06C5!1786.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None